Travesti Burçe ve Kadıköy’de Bitmeyen Yaşam Mücadelesi

Anasayfa » Kadıköy Travesti » Travesti Burçe ve Kadıköy’de Bitmeyen Yaşam Mücadelesi

Saat dokuzu yirmi geçiyor. Travesti Burçe telefonu yastığın altından çekiyor ve önce saate bakıyor. Sonra neredeyse refleksle iki şeye daha bakıyor: okunmamış mesajlara ve banka uygulamasındaki o küçük rakama. Mesajlar on dört tane. Rakam ise haftanın daha çarşamba olduğunu düşününce biraz fazla cesur.

Yorganın içinde kafasında bir liste kuruyor. İnternet faturasının son günü bugün. Botunun topuğu iki haftadır “yarın götürürüm” sözüyle kapının yanında bekliyor. Bir de akşam Seda’nın doğum günü var. Gidip gitmeyeceğine hâlâ karar vermedi. Gitmek hediye demek, bir şeyler içmek demek, eve geç dönmek demek.

“Tamam,” diyor tavana. “Kalkıyoruz.”

Kalkıyor.

Sabahın İlk Yarım Saati Hep Biraz Hesap

Mesajların yarısı apartman grubundan geliyor. Üçüncü kattaki teyze çöplerin yine kapı önüne bırakıldığından şikâyetçi. Biri başparmak atmış, biri de alakasız bir şekilde kayıp kedi ilanı paylaşmış. Burçe kahve için suyu ocağa koyarken hepsini okuyor ama hiçbirine cevap vermiyor. Kız kardeşi “Hafta sonu arıyorum seni” yazmış. Ona bir kalp gönderiyor, o kadar.

Su kaynarken faturayı ödüyor. Tutar tam tahmin ettiği kadar çıkıyor. Bu ona küçük bir zafer gibi geliyor. Bir faturanın tahmin edildiği gibi çıkmasının zafer gibi gelmesi de ayrıca komik.

Travesti Burçe makyaj yapıyor. Haftanın üç günü Yeldeğirmeni’nde bir arkadaşının kuaföründe çalışıyor. Kalan günlerde nişan, kına ve düğün makyajlarına gidiyor. İşini seviyor, hem de gerçekten. Ama sevdiğin iş kirayı ödüyor mu diye sorarsanız cevap değişiyor. Bazı aylar ödüyor, bazı aylar “biraz bekle” diyor.

Bugün kuaföre gitmeyecek. Cumartesi günkü nişan makyajı için eksik malzemeleri tamamlayacak, botu ayakkabıcıya bırakacak. Gerisi akşama kalacak.

Bir Topuk Tamiri Haftanın Bütçesini Nasıl Değiştirir

Ayakkabıcı, Bahariye’nin arka sokaklarından birinde, iki kişinin zor sığdığı bir dükkânda. Usta botu evirip çeviriyor, tabanına bakıyor, dudak büküyor.

“Topuk tamam da, tabanı da gitmiş bunun. İkisini birden yapalım.”

Burçe fiyatı soruyor, usta söylüyor. Burçe bir saniye bekliyor, belki usta gülüp “Şaka şaka” der diye. Demiyor.

“Yenisini alsan bundan pahalı,” diyor usta. Haklı olduğunu bilen insanların sakinliğiyle konuşuyor.

Haklı da zaten. Burçe botu bırakıyor, fişi çantasına koyuyor ve dükkândan çıkarken haftalık hesabı baştan kuruyor. Bot parası gitti. Cumartesi için almayı düşündüğü yeni far paletine de gerek yok aslında. Eski paletin işe yarar üç rengi hâlâ duruyor, nişan kızı da zaten toprak tonları istemişti. Palet bir sonraki işe kaldı.

Kozmetikçide sadece gerçekten lazım olanları alıyor: sabitleyici sprey, pamuk, bir paket yedek kirpik. Kasadaki kız yeni gelen rujları gösteriyor. Burçe bakıyor, hatta birini eline alıp rengini ışığa tutuyor. Sonra geri bırakıyor.

“Gelecek ay,” diyor. Kız gülüyor, çünkü bu cümleyi günde kaç kişiden duyduğunu biliyor.

Dolmuşa binmek yerine yürümeye karar veriyor. Hava güzel olduğu için değil. Tamam, biraz da güzel olduğu için. Altıyol’a doğru yürürken kendini dudaklarını kıpırdatarak toplama yaparken yakalıyor. Kira, aidat, bot, telefon faturası, cumartesi gelecek para. Karşıdan gelen bir adam ona tuhaf tuhaf bakıyor. Burçe de ona bakıyor. İkisi de bir şey demiyor.

“Bir deli sanılmadığım kalmıştı,” diye mırıldanıyor.

Burada Yaşamak, Burayı Gezmeye Benzemiyor

Hafta sonu karşıdan gelen biri için Kadıköy kalabalık, hareketli, eğlenceli bir yer. Burçe için aynı sokaklar başka bir anlama da geliyor. Bu sokaklarda fatura ödüyor, ev sahibiyle telefonda kira konuşuyor, kozmetikçide fiyat karşılaştırıyor. Bir sonraki adresin yürüyerek kaç dakika sürdüğünü de ezbere biliyor. İki tarif de doğru. Sadece biri daha yorucu.

Bu yüzden Burçe’nin hikayesi, Kadıköy Travesti başlığı altında okuyabileceğiniz diğer hikayelerden biraz daha sessiz. Burada büyük bir gece ya da unutulmaz bir karşılaşma yok. Bildiğimiz sıradan bir çarşamba var.

Travesti Burçe Öğleden Sonra Planı Baştan Kuruyor

Saat üçe doğru telefon çalıyor. Arayan, cumartesi nişanı olan kızın annesi. Nişan ertelenmiş. Damadın babası hastaneye kaldırılmış. Ciddi bir şey değilmiş ama aile bu durumda kutlama yapmak istememiş.

“Kusura bakma kızım, bir sonrakinde ilk seni ararız.”

Burçe “Geçmiş olsun” diyor ve bunu gerçekten içinden geldiği için söylüyor. Ama telefonu kapattığında o iyi dileğin yanına başka bir duygu da oturuyor: Cumartesi artık boş. Kapora da almamıştı. Kızı annesinin arkadaşı aracılığıyla tanıyordu, “Ayıp olur” demişti.

“Ayıp olurmuş,” diyor boş mutfağa. “Al sana ayıp.”

On dakika kadar sinirli dolaşıyor. Lavabodaki iki bardağı gereğinden sert yıkıyor. Sabah aldığı sabitleyici spreyin poşetine bakıp bir an “Bunu niye aldım” diye düşünüyor. Sonra kendine kızıyor, çünkü sprey zaten lazımdı. Mesele sprey değil.

Sonra oturuyor. Çayını tazeliyor. Telefonu açıp kuaförden Nurcan’a yazıyor: “Cumartesi boşum, salona gelin falan gelirse beni düşün.” Geçen ay tarih soran iki kişiye de kısa birer mesaj atıyor. Biri “Bakarım canım” diye cevap veriyor. Diğeri görüyor ama yazmıyor.

Sorun çözülmüş sayılmaz. Ama bugünlük bu kadarı yetiyor. Burçe pencereyi açıp biraz hava alıyor. Aşağıda biri park yeri yüzünden bağırıyor, başka biri de ona cevap yetiştiriyor. Burçe kavgayı dinlerken farkında olmadan gülümsüyor. Herkesin günü bir yerinden sarpa sarıyor demek.

“Geliyor musun?”

Altı buçukta Seda’dan mesaj geliyor:

“Geliyor musun?”

Burçe kanepeye yayılmış durumda. Ayakları yürümekten şişmiş, kafası da hâlâ cumartesi hesabında.

“Çok yorgunum ya. Bugün gelmeyeceğim galiba.”

“Sen bunu geçen sene de söyledin. Sonra en son sen kalktın.”

“Bir saatliğine geliyorum. Hediye de yok, haberin olsun.”

“Hediye isteyen mi var, gel.”

Burçe yirmi dakikada hazırlanıyor. Bir saat boyunca başkalarının yüzüne fırça sallayan biri olarak kendi makyajını beş dakikada bitirmesi ona hâlâ biraz haksızlık gibi geliyor. Ama bu akşam beş dakika yeterli. Küpelerini takıyor. Botu ayakkabıcıda olduğu için eski babetlerini giyiyor ve daha sokağın başında bundan pişman oluyor.

Buluşma yeri Yeldeğirmeni’nde, yan sokakta küçük bir mekân. Masada altı kişi var, biri de her zamanki gibi yolda. Konu bir ara Seda’nın kuzeninin Ayrılık Çeşmesi tarafında baktığı eve geliyor. Kiranın rakamı söylenince bütün masa aynı anda susuyor, sonra aynı anda gülüyor. Herkes kendi kirasını söylüyor. Kimse kazanmıyor.

Travesti Burçe ayakkabıcı hikayesini anlatıyor. Ustanın “Yenisini alsan bundan pahalı” deyişini taklit ediyor. Öğlen hiç komik gelmeyen şey, akşam masada anlatınca herkesi güldürüyor. Nişan meselesini de söylüyor. Seda’nın sevgilisi “Bir dahakine kapora alacaksın, ayıp falan yok” diyor. Burçe “Biliyorum” diyor. Gerçekten de biliyor, ama birinin bunu yüksek sesle söylemesi yine de iyi geliyor.

Tek bir içki söylüyor, hesabı bölüşüyorlar. Bir saat diye geldiği yerde iki saat kalıyor. Fazlası değil, çünkü yarın da bir gün.

Eve Dönüş ve Ertesi Sabah

On bir buçukta eve yürüyor. Babetler artık resmen düşman. Sokak lambalarının altında kafasında yine o liste dönüyor: botu perşembe al, Nurcan’dan haber bekle, kira ayın beşinde. Ama liste bu sefer sabahki kadar ağır gelmiyor. Belki Seda’nın kahkahası, belki de taklit ettiği ayakkabıcı ustası yüzünden.

Evde makyajını siliyor, telefonu şarja takıyor ve yatıyor. Gecenin dördünde sokaktan geçen bir motosiklet onu uyandırıyor. Bir süre tavana bakıp cumartesiyi düşünüyor, sonra Seda’nın kuzeninin kirasını düşünüp kendi kirasına neredeyse şükrediyor. Tekrar uykuya dalıyor ama tam değil.

İstanbul travesti profilleri arasında okunan hikayelerde insan çoğu zaman büyük bir an arar: bir dönüm noktası, bir sürpriz, bir final. Burçe’nin günü öyle bitmiyor. Sabah dokuz gibi gözlerini açıyor, telefonu yastığın altından çekiyor. Önce saat, sonra mesajlar, sonra o küçük rakam.

Mesajlardan biri Nurcan’dan:

“Cumartesi öğlene bir gelin var. Gelir misin?”

Bütün sorunları çözmüyor elbette. Ama cumartesi artık tamamen boş değil.

Travesti Burçe kısa bir “Gelirim” yazıyor, telefonu yatağa bırakıyor ve kalkıyor. Su ısınacak, apartman grubu yine çöpleri konuşacak, botu perşembe alacak. Belki o rujun rengini de bir daha ışığa tutar. Bu sefer almasa bile.

Diğer hikayeler için İstanbul travesti sayfasına göz atabilir, benzer gündelik anlatılar için Travesti Blog bölümüne de uğrayabilirsiniz.