Travesti Balım ve Kartal’daki Tatlı Rekabet

Anasayfa » Kartal Travesti » Travesti Balım ve Kartal’daki Tatlı Rekabet

Travesti Balım küpesinin ikinci tekini takmaya uğraşırken telefonu masanın üstünde titriyor. Grupta Selin’den bir mesaj var: “Kim önce geliyor?” Hemen altına Ceren yazmış: “Ben hazırım, çıkıyorum.”

Balım saate bakıyor. Ceren dört dakika önce aynı gruba yarısı çekilmiş bir eyeliner fotoğrafı atıp “Bu düz mü sizce?” diye sormuştu. Dört dakikada eyeliner bitmez, saç toplanmaz, ayakkabı seçilmez. Hele Ceren için hiç bitmez.

“Başladık yine,” diyor kendi kendine ve gülüyor.

Küpeyi takıyor, ceketini alıyor. Gruba sadece “Yoldayım” yazıyor. Aslında daha kapıyı bile kilitlemedi. Ama bu oyunun kuralları belli. Kimse tam olarak doğruyu söylemiyor, herkes de bunu biliyor.

Buluşma Noktasında İlk Tur

Buluşma her zamanki gibi meydanın oradaki saatin dibinde. Balım geldiğinde Tuğçe çoktan orada. Elinde telefon, yüzünde “Ben yarım saattir buradayım” ifadesi var. Muhtemelen beş dakikadır oradadır.

“Ceren nerede? Hani hazırdı?”

“Hazırmış,” diyor Tuğçe. “Hâlâ hazırlanıyormuş.”

İkisi de gülüyor.

Sonra Selin karşıdan geliyor ve Balım bir saniye susuyor. Selin üstüne koyu yeşil, bol kesim bir ceket almış. Altında sade siyah bir pantolon var, saçlarını da gelişigüzel gibi duran ama belli ki uğraşılmış bir topuz yapmış. Ne fazla ne eksik. Balım’ın ağzına hemen bir şaka geliyor. Ama önce başka bir şey söylüyor:

“Bu sana bayağı yakışmış.”

Gerçekten yakışmış, Balım da bunu biliyor. Selin hafifçe gülümsüyor, omuz silkiyor.

“Bu mu? Dolaptan çıktı, öyle giydim.”

“Tabii canım. Dolaptan kendi kendine çıktı, ütülendi, sana da topuz yaptı.”

Tuğçe kahkahayı basıyor. Selin de gülüyor ama ceketin yakasını düzeltmeyi ihmal etmiyor. Balım bir yandan içinden hesap yapıyor. Kendi kombini fena değil, hatta iyi. Ama bu akşamın ilk turu Selin’in. Bunu kabul etmek biraz batıyor, biraz da hoşuna gidiyor. Kolay kazanılan akşamların tadı olmuyor.

Ceren on iki dakika sonra geliyor. Koşar adım, nefes nefese.

“Ben aslında erken çıktım ama Marmaray’da…”

“Ceren, sen buraya yürüyerek geliyorsun,” diyor Tuğçe.

Ceren bir an duraksıyor. “Olsun.”

Travesti Balım İlk İltifatı Kaçırınca

Nereye gideceklerine yürürken karar veriyorlar. Bu grupta plan diye bir şey yok, yön var. Sahile doğru inen sokaklardan birinde Selin’in bir tanıdığının işlettiği küçük bir tatlıcı var. Önce oraya uğruyorlar.

Dükkânın sahibi orta yaşlı, güler yüzlü bir kadın. Kızları görünce tezgâhın arkasından çıkıyor, tek tek bakıyor ve Ceren’in saçına takılıyor.

“Kızım, bu saç ne güzel olmuş öyle! Rengini mi değiştirdin?”

Ceren iki hafta önce saçını bir ton açtırmıştı. Grupta kimse fark etmemişti. Ya da fark edip söylememişti, ki bu daha olası.

Balım o an hafif bir sızı hissediyor. Küçük, saçma, tamamen gereksiz bir sızı. Bugün özellikle saçına uğraşmıştı. Üstelik kimse bir şey dememişti. Ama sonra Ceren’in yüzüne bakıyor. Kız resmen parlıyor.

“Tamam,” diyor Balım, ellerini havaya kaldırarak. “Bu tur senin. Kabul ediyorum.”

“Hangi tur?” diyor tatlıcı kadın.

“Uzun hikâye abla,” diyor Selin. “Bizim aramızda bir puan tablosu var, kimse görmüyor ama herkes tutuyor.”

Kadın anlamıyor ama gülüyor. Balım tatlısını bitirirken Ceren’e dönüp yavaşça söylüyor: “Gerçekten güzel olmuş bu arada.” Ceren “Biliyorum,” diyor ama sesi yumuşak.

Kimin Hatırladığı Doğru?

Tatlıcıdan çıkınca sahile doğru yürüyorlar. Kartal’ın akşam saatlerinde bildik bir telaşı var. İşten dönenler, çocuğunu parktan toplayanlar, köşede sohbet eden emekliler var. Kızlar bu sokakları ezbere biliyor. Hangi köşede kimin selam vereceğini, hangi kafenin hangi saatte dolacağını biliyorlar. Bu akış onlar için bir manzara değil. Her hafta içinden geçtikleri tanıdık bir düzen.

Yolda konu bir anda geçen yazki doğum gününe geliyor. Tuğçe’nin doğum günüydü. Hep birlikte Atalar tarafında bir yerde oturmuşlar, sonra yağmur başlamış, sonra…

“Sonra Selin pastayı düşürdü,” diyor Balım.

“Ben düşürmedim! Masa sallandı.”

“Masa sallandı, pasta da Selin’in kucağından yere uçtu.”

“Hayır, ilk önce Ceren’in kolu çarptı.”

“Benim orada kolum bile yoktu,” diyor Ceren. “Ben tuvaletteydim.”

Bir süre herkes kendi versiyonunu anlatıyor. Kim haklı, kimse bilmiyor. Ama asıl yarış kimin haklı olduğu değil. Kimin anlatışının daha çok güldüreceği yarışıyor. Travesti Balım elinden geleni yapıyor. Pastanın yere düşüşünü ağır çekim taklit ediyor, garsonun yüzünü canlandırıyor.

Sonra Tuğçe sessizce lafa giriyor:

“Siz pastayı konuşuyorsunuz da, o akşam eve dönerken Balım’ın kapıcıya ‘iyi geceler anne’ dediğini kimse hatırlamıyor mu?”

Bir saniyelik sessizlik oluyor. Sonra Selin kaldırımın kenarına çömelip gülmeye başlıyor. Ceren bir duvara yaslanıyor. Balım ağzını açıyor, kapatıyor.

“Yorgundum,” diyor sonunda.

Ama artık geç. O turu da Tuğçe aldı, hem de tek cümleyle. Balım içinden “Ben on dakikadır şov yapıyorum, bu kız bir cümleyle bitirdi” diye düşünüyor. Sonra kendisi de gülüyor, çünkü gerçekten komik.

Şaka Bir Yerde Durmalı

Sahilde boş bir bank bulup oturuyorlar. Konu dönüp dolaşıp Tuğçe’ye geliyor. Bu sefer şakanın hedefi o. Geçen hafta kestirdiği kâkülleri konuşuluyor.

“Biraz kısa olmuş ama,” diyor Ceren.

“Biraz değil, kaşına kadar çıkmış.”

“Kuaför seni mi sevmiyor, yoksa?”

İlk başta Tuğçe de gülüyor. İkinci şakada da gülüyor. Üçüncüde gülüşü biraz geç geliyor. Dördüncüde telefonuna bakıyor ve bir şey yazıyormuş gibi yapıyor.

Balım bunu fark ediyor. Kimse bir şey söylemiyor ama hava bir ton değişiyor. Ceren bir şaka daha yapmak üzere, Balım bunu da görüyor.

“Ya bırakın kâkülü,” diyor, sesi hâlâ şakacı ama yönü değişmiş. “Tuğçe, sen geçen gün komşunun papağanından bahsediyordun. Neydi o, sana küfür mü ediyordu?”

Tuğçe telefondan başını kaldırıyor. “Küfür değil ya. Benim adımı öğrenmiş, her sabah balkondan… yani pencereden bağırıyor.”

“Ne diye bağırıyor?”

“‘Tuğçe geç kaldın’ diye.”

Grup kahkahayı basıyor. Bu sefer kimseye karşı değil, Tuğçe’yle birlikte gülüyorlar. Tuğçe hikâyeyi uzatıyor. Papağanın sahibi teyzeyi, teyzenin papağana sabahları ne öğrettiğini, apartmandaki herkesin artık Tuğçe’nin ne zaman çıktığını bildiğini anlatıyor. Birkaç dakika içinde kâkül konusu unutuluyor.

Balım bir şey demiyor. Tuğçe de bir şey demiyor. Ama biraz sonra Tuğçe, Balım’ın elindeki çekirdek paketinden avuç dolusu alıyor. Sormadan alıyor. Bu grupta bu, teşekkür demek.

Bu Sefer Hedefte Balım Var

Saat on bire yaklaşırken kalkıyorlar. Bir yere daha mı gitsinler, eve mi dönsünler, karar veremiyorlar. Selin bir şey hatırlıyor, telefonunu çıkarıyor ve sırıtıyor.

“Bu arada,” diyor. “Balım bugün buluşmadan önce ‘ben hiç hazırlanmadım, öyle çıktım’ demişti, değil mi?”

“Dedim. Ne olmuş?”

Selin telefonu gruba çeviriyor. Ekranda Balım’ın saat beşte Selin’e özelden attığı mesaj var. Üç farklı kombin fotoğrafı, altında da “Hangisi? Dürüst ol. Abartı mı?” yazıyor.

Bir de dördüncü fotoğraf var. Balım onu unutmuştu.

“Dört kombin,” diyor Ceren. “Hiç hazırlanmamış.”

Balım iki saniye boyunca gerçekten alınmış gibi duruyor. Kaşlarını kaldırıyor, Selin’e “Sen benim güvenimi sattın” der gibi bakıyor. Selin hiç pişman görünmüyor.

Sonra Balım dayanamıyor ve gülmeye başlıyor. Herkesten önce, herkesten yüksek sesle gülüyor. Dördüncü fotoğrafa bir daha bakıp “Bu neydi ya, ben bunu neden denedim?” diyor ve daha çok gülüyor. Sonunda gözlerinin kenarını silmek zorunda kalıyor. Bu yüzden de akşamın ortasında ilk kez makyajının bozulduğunu düşünüyor.

“Tamam,” diyor nefes alınca. “Bu da sizin olsun. Bugün hiç kazanamadım.”

“İlk iltifatı sen yaptın ama,” diyor Selin. “Bana. Ceket konusunda.”

“O sayılmaz.”

“Sayılır. En zor tur o.”

Balım cevap vermiyor ama gülümsüyor.

Bu arkadaş çevresinde kimse puan tablosunu gerçekten tutmuyor. Bu akşam Selin’in ceketi, Ceren’in saçı, Tuğçe’nin tek cümlesi ve Balım’ın dört kombini konuşuldu. Yarın başka şeyler konuşulacak. Bu tür küçük hikâyeleri Kartal Travesti başlığı altında okumaya alışkın olanlar bilir. Bazen bir semtin gerçek hâli büyük olaylarda değil, dört kişinin bir bankta birbirine laf yetiştirmesinde görünür.

Eve Dönerken Herkes Biraz Kazanmış Sayılır

Dönüşte ikişer ikişer ayrılıyorlar. Ceren ile Tuğçe aynı yöne gidiyor. Selin Balım’la köşeye kadar yürüyor. Bir süre konuşmuyorlar.

“Tuğçe biraz bozulmuştu, değil mi?” diyor Selin sonunda.

“Biraz.”

“Sen fark ettin.”

Balım omuz silkiyor. “Kâkül gerçekten kısa ama.”

“Biliyorum.”

İkisi de gülüyor, ayrılıyorlar.

Travesti Balım eve vardığında ceketini sandalyeye atıyor, ayakkabılarını kapının önünde bırakıyor. Telefonu açıyor. Grupta Tuğçe bir papağan fotoğrafı atmış, altına “Sabaha karşı beni uyandıracak olan bu” yazmış. Ceren gülen bir surat göndermiş. Selin bir şey yazmamış ama fotoğrafı beğenmiş.

Travesti Balım bir süre düşünüyor, sonra yazıyor:

“Haftaya kim önce geliyor?”

Cevap birkaç saniyede geliyor. Ceren yazmış:

“Ben hazırım.”

Balım telefonu yastığın yanına bırakıp gülüyor. Haftaya Ceren yine geç kalacak, Selin yine dolaptan çıkmış gibi görünen bir şey giyecek, Tuğçe yine bir cümleyle akşamı alacak. Balım da muhtemelen dört kombin deneyip “hiç hazırlanmadım” diyecek.

Benzer gündelik hikâyeler için Travesti Blog bölümüne göz atabilir, farklı semtlerden karakterlerle tanışmak için İstanbul travesti ilan sayfasına uğrayabilirsiniz.