İçindekiler
Alarm sabah yedi buçukta çalıyor. Tatilden önce bu saat Travesti Tuğba için gayet makuldü. Kalkar, çayı demler, dokuzda dükkânda olurdu. Bu sabah ise telefon titreyince tek gözünü açıyor. Ekrana doğru dürüst bakmadan alarmı kapatıyor ve “Daha bir saat var” diye düşünüp yorganı başına çekiyor.
Bir saat yok.
Gözlerini ikinci kez açtığında saat sekizi kırk geçiyor. Tuğba yatağın ortasında doğruluyor ve bir süre duvara bakıyor. Tatili iki gün uzatmak, Ayvalık’ta bir pansiyonun bahçesinde otururken dünyanın en mantıklı kararı gibi görünmüştü. Bu sabah, Bakırköy’deki yatak odasında, o kararın arkasında duracak kimse yok.
“Güzel başladık,” diyor kendi kendine.
Telefon On Gün Boyunca Bekleyenleri Sıraya Dizmiş
Çay suyunu koyarken mesajlara bakıyor. Tatilde telefonu bilerek sessize almıştı, şimdi o sessizliğin faturası geliyor.
İlk mesaj Nesrin’den. Nesrin, Tuğba’nın beş yıldır çalıştığı küçük kadın giyim butiğinin sahibi. “Sen hâlâ tatilde misin? Pazartesi dönüyorum demiştin. Bugün pazartesi, haberin olsun.”
Kuzeni Gülşen “Döndün mü, akşam bize gel” yazmış. Kargo firmasından iki bildirim var, biri teslim edilememiş. Bir de dükkânın müdavimlerinden Sevim Hanım’ın mesajı duruyor: “Tuğbacığım, ayırttığım elbise geldi mi? Sen ne zaman dükkândasın?”
Tuğba hepsini okuyor. Nesrin’e “Yoldayım” yazıyor ama aslında daha çay bile demlenmedi. Sevim Hanım’a sonra cevap vereceğine karar veriyor. Bu kararı vermek ona tatilde öğrendiği bir alışkanlık gibi geliyor. Burada pek işe yaramayacak bir alışkanlık.
Valiz koridorun ortasında, gece bıraktığı yerde duruyor. Tuğba üstünden atlayıp banyoya geçiyor. Onunla akşam ilgilenecek.
Semt Aynı, Değişen Tuğba
Kartaltepe’den çarşıya doğru yürürken bir şeyin tuhaf olduğunu hissediyor. Önce ne olduğunu anlamıyor.
Sokaklar aynı. Köşedeki fırının önünde yine iki kişi ekmek bekliyor. Kargocu, motorunu yine yanlış yere park etmiş. Bir çırak elinde çay tepsisiyle karşıya geçiyor ve arabalar ona yol veriyor. Belki de vermeyip yavaşlıyor sadece. İstanbul Caddesi’ne yaklaştıkça kalabalık artıyor. Marmaray’dan çıkanlar, otobüsten inenler, kepenk açanlar, telefonda biriyle tartışarak yürüyenler. Herkes nereye gittiğini çok iyi biliyor.
Tuğba ise bilmiyor değil, sadece yavaş biliyor.
On gün boyunca acele etmeden yürümüştü. Vitrin önlerinde durmuş, bir yere yetişmeye çalışmamıştı. Bacakları hâlâ o tempoda. Arkasından gelen bir adam omzuna hafifçe çarpıyor, “Pardon” diyor ve onu sollayıp gidiyor. Tuğba onun arkasından bakıyor. Semt değişmemiş. O değişmiş, hem de sadece on günde.
Çarşının girişine yakın bir köşede durup telefondaki notlara bakıyor. Tatilden önce kendine bir liste bırakmıştı, geleceğin Tuğba’sı için. Listenin üçüncü maddesinde şu yazıyor: “Pazar akşamı Ramazan Bey’in sipariş listesini hazırla. Pazartesi on birde geliyor.”
Pazar akşamı Tuğba otobandaydı. Mola yerinde gözleme yiyordu.
“Hay Allah,” diyor. Telefonu çantaya atıyor ve bu sefer Bakırköy’ün temposunda yürüyor.
İlk İş Günü Biraz Paslı
Dükkâna girdiğinde Nesrin askıları düzeltiyor. Başını kaldırıp saate bakıyor, sonra Tuğba’ya.
“Hoş geldin. Ya da hoş geldiniz mi demeliyim? Bir sen geldin, bir de bavulunla bronzluğun.”
“Ramazan Bey gelmedi değil mi?”
“Daha gelmedi. Liste hazır mı?”
Tuğba cevap vermiyor, tezgâhın arkasına geçip defteri açıyor. Normalde bu listeyi yirmi dakikada çıkarır. Hangi bedenin bittiğini, hangi rengin sorulduğunu ezbere bilir. Bugün raflara iki kez bakması gerekiyor. On biri beş geçe Ramazan Bey kapıda göründüğünde liste bitmiş oluyor. Eksik değil, ama alışık olduğundan biraz daha karışık bir el yazısıyla.
Günün geri kalanında küçük aksaklıklar sırayla geliyor.
Sevim Hanım’a sonunda cevap yazdığında saat biri geçmiş. Normalde bir mesajı on dakikadan fazla bekletmez. Kadına “İkide uğrayın, hazırlarım” diyor. Sonra kargocunun da ikide geleceğini hatırlıyor. Kargocuya üçü söylüyor, Sevim Hanım’a ikiyi bırakıyor. Kafasında bunu çözdüğünü düşünüyor. Sonra kargocuya yanlışlıkla bir daha “ikide” yazıyor.
Telefonun şarj aleti evde kalmış. Öğleden sonra pil yüzde on beşe düşünce Nesrin’inkini ödünç alıyor. Bu da dükkânda “Tuğba şarjını unutmuş” diye ayrı bir haber oluyor.
En tuhafı da saat. Tuğba saate bakıyor, on iki sanıyor, on bir buçuk çıkıyor. Bir daha bakıyor, iki sanıyor, bir oluyor. Tatilde gün güneşe göre geçiyordu. Burada her şeyin bir dakikası var ve o dakikaları yeniden hissetmesi zaman alıyor.
Tuğba’nın Bakırköy hayatı aslında büyük olaylardan çok bu tür küçük ritimlerden kuruluyor. Bunu Bakırköy Travesti başlığı altındaki başka hikâyelerde de görmek mümkün. Semti yaşanır kılan şey, insanın gün içinde hangi saatte nerede olacağını bilmesi. Tuğba bugün bunu biraz unutmuş durumda.
“Sadece Valizin Dönmüş”
Saat dörde doğru dükkân sakinleşiyor. Nesrin iki bardak çay getiriyor, birini Tuğba’nın önüne bırakıyor. Tuğba’nın bardağı tutup boş boş vitrine baktığını görüyor.
“Sen daha dönmemişsin,” diyor.
“Döndüm.”
“Hayır. Sadece valizin dönmüş. Sen hâlâ oralarda bir yerde ayaklarını uzatmış oturuyorsun.”
Travesti Tuğba gülüyor, çünkü itiraz edecek bir şey bulamıyor.
“Valiz de dönmedi aslında,” diyor. “Koridorun ortasında duruyor. Açmaya korkuyorum.”
“Ne var içinde?”
“Bilmiyorum. Konu da o zaten.”
Nesrin başını sallayıp kendi çayına dönüyor. Biraz sonra Sevim Hanım geliyor, elbisesini alıyor ve çıkarken “Tatil yaramış, çok dinlenmiş görünüyorsun” diyor. Travesti Tuğba teşekkür ediyor. İçinden de dinlenmiş görünmenin, dinlenmiş olmakla aynı şey olmadığını düşünüyor. Özellikle de sabah sekizi kırk geçe uyanmışsan.
Kargocu üçte geliyor. Tuğba ona ikide gelmesini yazdığını o an hatırlıyor. Adam bir şey demiyor, sadece “Bir saattir dolaşıyorum abla” diyor. Tuğba özür diliyor. Kargocu paketleri alıp çıkıyor.
Travesti Tuğba Akşam Eve Dönerken Hesaplaşıyor
Eve yürürken ayakları ağrıyor. Tatilde de çok yürümüştü ama orada yorgunluk başka türlüydü, insanı mutlu ederdi. Bu, insanın aklına bir şeyler getiren cinsten bir yorgunluk.
Kapıyı açınca valizle göz göze geliyor.
Kanepeye oturuyor, bir süre kalkmıyor. Kafasında günün kısa bir tekrarı dönüyor: sabahki alarm, pazar akşamı yapılmamış liste, şarj aleti, kargocunun yüzü.
“Bir gün erken dönseydim belki bu kadar zor olmazdı,” diye düşünüyor.
Düşünür düşünmez de cevabını biliyor. Son akşamı hatırlıyor. Pansiyon sahibinin “Bir gün daha kalın, yarın balıkçılar gelecek” deyişini, kendisinin hiç düşünmeden “Kalırız” demesini. Bir gün erken dönme şansı olsaydı bile kalırdı. Muhtemelen yine iki gün kalırdı.
Telefon çalıyor. Arayan Ebru, en eski arkadaşı.
“Döndün mü sonunda?”
“Döndüm. Bir daha tatili uzatmayacağım.”
“Geçen sene de aynısını söyledin.”
“Geçen sene bir gün uzatmıştım. Bu sene iki.”
“Gelişme var yani.”
Tuğba gülüyor. Ebru ona hafta sonunu soruyor, cuma akşamı oturmayı teklif ediyor. Tuğba “Cumaya kadar ayılırım herhalde” diyor. Telefonu kapattıktan sonra kalkıp valizin fermuarını açıyor. Hepsini değil, yarısını. İçinden çıkan ilk şey, Nesrin için aldığı zeytinyağı şişesi. Bugün dükkâna götürmeyi unuttuğu zeytinyağı.
Şişeyi kapının yanına, ayakkabılarının üstüne koyuyor. Yarın unutamasın diye.
İkinci Gün Biraz Daha Az Kayıp
Salı sabahı alarm yine yedi buçukta çalıyor. Tuğba yine bir kere kapatıyor. Ama ikinci alarmda kalkıyor ve bu, bir önceki güne göre ciddi bir başarı sayılır.
Zeytinyağını alıyor, şarj aletini de alıyor. Nesrin şişeyi görünce “Valizden bir şey çıkmış, demek ki açılmış” diyor. Tuğba da “Yarısı” diye cevap veriyor.
Gün dünkünden daha düzgün geçiyor. Mesajlara yarım saat içinde dönüyor. Saate hâlâ sık bakıyor ama tahminleri artık o kadar şaşmıyor. Öğleden sonra bir müşteriye bir beden önerirken, raftakini kontrol etmeden doğru bedeni söylüyor. Kimse fark etmiyor ama Tuğba ediyor.
Akşam Gülşen’e uğruyor, yemekte bir saat kadar tatili anlatıyor. Fazlasını değil. Gülşen’in çocukları sıkılmaya başlayınca konuyu değiştiriyor.
Üçüncü Sabah Saat Yerine Oturuyor
Çarşamba sabahı Travesti Tuğba alarm çalmadan birkaç dakika önce uyanıyor. Bir süre yatakta yatıp alarmın çalmasını bekliyor, sonra kapatıyor. Bunu yaptığını ancak çay demlenirken fark ediyor.
Dükkâna yürürken kafasında bir liste kuruyor. Telefona bakmadan kuruyor. Ramazan Bey’in getirdiği kolileri açacak, Sevim Hanım’ın arkadaşı için ayrılan bluzu hazırlayacak, kargocuya bu sefer doğru saati, üçü söyleyecek. İstanbul Caddesi’nde yine kalabalık var. Yine biri arkasından geliyor ama bu sefer onu sollamıyor, çünkü Tuğba aynı hızda yürüyor.
Köşedeki kargocu motorunun yanında sigara içiyor. Tuğba’yı görünce el kaldırıyor.
“Bugün kaçta geleyim abla?”
“Üçte. Gerçekten üçte.”
Adam gülüyor.
Öğleye doğru bir müşteri girip “Uzun zamandır görünmüyordunuz, tatil nasıldı?” diye soruyor.
“Güzeldi,” diyor Tuğba. Gerçekten de öyleydi.
O gün bir ara telefonda tatilden bir fotoğraf açılıyor. Pansiyon bahçesinde bir masa, yarım bir çay bardağı, ayakkabılarını çıkarmış bir Tuğba. Fotoğrafa bir süre bakıyor. Özlediğini fark ediyor ama keşke orada olsaydım diye düşünmüyor. Sadece güzel bir şeyi hatırlıyor. Sonra kapı açılıyor, birisi bir elbisenin başka rengini soruyor. Tuğba telefonu tezgâhın altına bırakıp rafa yöneliyor.
Akşam eve döndüğünde valiz koridorda yok. Ne zaman kaldırdığını tam hatırlamıyor.
Farklı semtlerden benzer gündelik hikâyeler için Travesti Blog bölümüne göz atabilir, başka karakterlerle tanışmak için İstanbul travesti sayfasına uğrayabilirsiniz.