Hani bazen hayat o kadar sıkıcı, o kadar gri gelir ki insanın canı şöyle biraz renk, biraz heyecan, biraz da yaramazlık ister ya… İşte tam o anlarda ben devreye giriyorum, ya da daha doğrusu bilgisayarım devreye giriyor! Selam millet, ben Müge. İstanbul’un o meşhur kaosu içinde hayatta kalmaya çalışan, kahvesini yudumlamadan güne başlayamayan, topuklu ayakkabılarıyla kaldırımlara meydan okuyan o çılgın, o hayat dolu genç travesti arkadaşınız!
Bugün konumuz biraz farklı. Yok, Tarlabaşı’nın bitmeyen inşaatlarından veya taksicilerin “Abla değişim saati” yalanlarından bahsetmeyeceğim. Bugün size bambaşka bir tutkumdan, beni geceleri ekran başına kilitleyen o “yasak elma” tadındaki hobimden bahsedeceğim: Yetişkin oyunları! Evet yanlış duymadınız, hani şu “aman kimse görmesin” diye gizli sekmelerde açılan ama aslında herkesin deli gibi merak ettiği oyunlar.
Hazırsanız koltuklarınıza yaslanın, kemerlerinizi bağlayın (ya da gevşetin, keyfinize kalmış), çünkü Müge’nin dijital yaramazlıklar dünyasına dalış yapıyoruz!
Basitleştirilmiş İçerikler
İstanbul Gecelerinden Sanal Alemlere Kaçış
Biliyorsunuz, İstanbul’da genç travesti olmak demek, aslında her gün ayrı bir macera filminin başrolünde oynamak demek. Bazen aksiyon, bazen dram, çoğu zaman da kara mizah… Ama insan bazen bu gerçeklikten sıkılıyor be şekerim. İşte o zaman, odama çekiliyorum, neon ışıklarımı açıyorum (evet odam biraz Cyberpunk 2077 havasında, ne sandınız?) ve kendimi piksellerin o büyülü dünyasına bırakıyorum.
Oyun dünyası benim için sadece “vakit öldürmek” değil. Orası, kim olmak istersem o olabildiğim, kuralları benim koyduğum, senaryosunu (çoğu zaman) benim yazdığım bir özgürlük alanı. Ve itiraf edeyim, bu özgürlük alanının en tatlı köşesi de o +18 etiketiyle sunulan, insanın içini gıcıklayan yetişkin oyunları.
Neden Yetişkin Oyunları?
Şimdi bazılarınız diyordur, “Ay Müge, koskoca kadınsın, Mario mu oynuyorsun?” Yok canım, Mario prensesini kurtara dursun, ben daha çok prensesin aslında kalenin zindanındaki o yakışıklı muhafızla ne işler çevirdiğini merak eden taraftayım! Şaka bir yana, bu oyunların bendeki yeri çok başka.
Birincisi, hikaye anlatımı. İnanın bana, bazı yetişkin oyunlarında öyle senaryolar var ki, Türk dizileri yanlarında halt etmiş! Entrikalar, aşk üçgenleri, beklenmedik ihanetler… Yani tam benlik! İkincisi ise karakter gelişimi (ve tabii ki karakterlerin “diğer” gelişimleri). Kendi karakterini yaratıp, o sanal dünyadaki partnerlerinle flörtleşmek, doğru cevapları seçip o “mutlu son”a ulaşmaya çalışmak acayip eğlenceli bir strateji oyunu aslında.
Benim Favori Türlerim: Dating Simülasyonlarından Görsel Romanlara
Yetişkin oyunları dendiğinde aklınıza hemen tek düze şeyler gelmesin. Bu dünya derya deniz ayol! Ben özellikle hikaye odaklı olanlara bayılıyorum. Hani şu “Görsel Roman” (Visual Novel) dedikleri tür var ya, işte o benim zayıf noktam.
Görsel Romanların Büyüsü
Düşünün şimdi; hikayenin başrolündesiniz. Karşınızda birbirinden ilginç karakterler var. Kimi utangaç komşu kızı, kimi sert mizaçlı iş kadını, kimi de gizemli bir yabancı. Sizin ağzınızdan çıkan her kelime, yaptığınız her seçim hikayenin gidişatını değiştiriyor.
Geçenlerde bir oyun oynuyorum, adı lazım değil, baş harfi “S”. Oyunda genç travesti bir karakteri canlandırıyorum (evet, temsil önemli!). Olaylar bir üniversite kampüsünde geçiyor. Amacım, o ukala profesörü tavlamak. Ay ne diller döktüm, ne stratejiler kurdum adamı etkilemek için! “Hocam bu ödev çok zor, bana özel ders verir misiniz?” klişesini bile denedim. Ve sonuç? Oyunun sonunda profesörle değil, kampüsün bahçıvanıyla kaçtık! İşte bu oyunların en sevdiğim yanı bu; asla ne olacağını kestiremiyorsunuz.
RPG ve Karakter Yaratma Tutkusu
Bir de RPG (Rol Yapma Oyunları) unsurları içerenler var ki, onlara saatlerimi harcıyorum. Karakter yaratma ekranında geçirdiğim süreyi, sabah makyajıma harcadığım süreyle yarıştırsak, karakter ekranı açık ara önde bitirir. Saç renginden göz rengine, vücut ölçülerinden giyim tarzına kadar her şeyi en ince ayrıntısına kadar ayarlıyorum.
Genelde yarattığım karakterler bana benziyor tabii. Uzun bacaklar, havalı bir saç, ve o öldürücü bakışlar… Ama bazen de içimdeki gotik kızı ortaya çıkarıp, simsiyah giyinen, gizemli ve tehlikeli bir karakter de yaratıyorum. Sonuçta sanal dünyadayız, limit gökyüzü (veya ekran kartının gücü)!
Oyun Oynarken Yaşadığım Komik Anlar
Tabii bu oyunları oynarken başıma gelen komik olaylar da yok değil. Bir genç travesti olarak hayatım zaten sitcom gibi, oyun maceralarım da bundan nasibini alıyor.
“Kızım O Ses Ne?” Vakası
Bir gece yine kaptırmışım gidiyorum, kulaklık takmayı unutmuşum. Oyunda da heyecanlı bir sahne var, karakterler arası tansiyon yükselmiş, diyaloglar ateşli… Tam o sırada kapı çaldı. Gelen üst komşum Neriman Teyze! Meğer ses sistemi biraz fazla açıkmış. Kadıncağız “Mügeciğim, içeride biri mi var, kavga mı ediyorsunuz, inleme sesleri falan…” diye panik yapmış.
Yerin dibine girdim tabii! “Yok Neriman Teyze, korku filmi izliyordum, canavar kovalıyordu kızı” diye yalan attım. Kadın bana “Kızım o nasıl canavar öyle, sesi hiç de korkunç gelmiyordu” diye manalı manalı baktı gitti. O günden sonra kulaklıksız asla oynamıyorum!
Yanlış Seçimin Bedeli
Bir keresinde de çok iddialı bir flört simülasyonu oynuyorum. Hedefim, oyunun en zor tavlanan karakteri olan “Buzlar Kraliçesi” lakaplı bir iş kadınını etkilemek. Rehberlere falan bakmadım, “Müge’nin cazibesi yeter” dedim. Kadınla akşam yemeğine çıktık (oyunda tabii). Seçenekler geldi:
- Ona iltifat et.
- İş hakkında konuş.
- Masadaki şarabı üzerine dök.
Elim kaydı, yanlışlıkla 3 numarayı seçtim! Benim karakter aldı koca kadeh kırmızı şarabı, kadının o bembeyaz tasarım elbisesine boca etti. Kadın çıldırdı, restoranı terk etti, oyun “GAME OVER” dedi. Ben ekran başında kalakaldım. Gerçek hayatta olsa toparlardım belki “Ay canım nazar çıktı” falan diye ama oyun acımasız şekerim, affetmiyor!
Sanal Gerçeklik (VR) Deneyimi: Başka Bir Boyut
Teknoloji gelişti tabii, artık sadece ekrana bakmıyoruz, oyunun içine giriyoruz. Geçen ay paraya kıyıp bir VR gözlüğü aldım. Aman tanrım, o ne büyük bir hata ve aynı zamanda ne büyük bir zevkmiş!
VR ile yetişkin oyunu oynamak, gerçekten bambaşka bir deneyim. Karakterler sanki yanınızda, elinizi uzatsanız dokunacakmışsınız gibi. İlk taktığımda o kadar gerçekçi geldi ki, oyundaki karakter bana doğru yürürken geri adım atıp odadaki sehpaya takıldım ve yere kapaklandım. Gözümde koca bir gözlük, yerde debelenen bir genç travesti… Görüntüyü hayal edebiliyor musunuz?
Ama acıya değdi mi? Kesinlikle! Sanal dünyada İstanbul manzaralı bir terasta, gün batımına karşı flörtleşmek, gerçek dünyanın stresinden uzaklaşmak için birebir. Sadece etraftaki eşyaları kaldırmayı unutmayın, benden söylemesi.
Müge’nin Oyun Tavsiyeleri (Yeni Başlayanlar İçin)
Eğer siz de bu renkli dünyaya adım atmak istiyorsanız ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, size birkaç küçük tavsiye verebilirim.
- Hikaye Odaklı Başlayın: Sadece görsellik için değil, hikayesi olan oyunları seçin. Karakterlerle bağ kurmak, deneyimi çok daha keyifli hale getiriyor.
- Türleri Keşfedin: Sadece insan karakterler değil, bazen fantastik dünyalar, elfler, orklar falan da işin içine giriyor. Önyargılı olmayın, fantezi dünyası geniştir.
- İngilizce Şart Değil: Artık birçok oyunun Türkçe yaması var. “Ay ben anlamam gavurca” demeyin, biraz araştırın.
- Güvenlik Önemli: Oyunları indirirken dikkatli olun, bilgisayarınıza virüs bulaştırıp da benim gibi teknik servisçiye “Abi bu bilgisayarda sadece ders çalıştım” yalanını atmak zorunda kalmayın.
Toplumun Bakışı ve Benim Umursamazlığım
Biliyorum, bazıları bu anlattıklarımı yadırgayabilir. “Aman efendim, koskoca kadın oyun mu oynar, hem de böyle oyunlar?” diyebilirler. Desinler şekerim! Kimin ne dediği umurumda mı sanıyorsunuz?
Biz genç travesti bireyler olarak zaten hayatın her alanında yargılanmaya alışığız. Sokakta yürürken, alışveriş yaparken, hatta nefes alırken bile birilerinin bakışlarına maruz kalıyoruz. Bu yüzden kendi özel alanımda, kendi zevklerim için ne yaptığım sadece beni ilgilendirir. Oyun oynamak beni mutlu ediyor mu? Ediyor. Stresimi alıyor mu? Alıyor. Ee daha ne olsun?
Ayrıca şuna inanıyorum; hepimizin içinde biraz yaramazlık, biraz merak, biraz da oyun bazlık var. Sadece bazıları bunu bastırıyor, “elalem ne der” korkusuyla yaşıyor. Ben ise içimdeki o oyunbaz kızı serbest bırakıyorum. İster gerçek hayatta, ister sanal dünyada; eğlenmeyi, gülmeyi ve hayatın tadını çıkarmayı seviyorum.
Geleceğin Teknolojileri ve Beklentilerim
Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki, bazen yetişmekte zorlanıyorum. Ama gelecekten beklentilerim büyük! Düşünsenize, yapay zeka destekli NPC’ler (oyun karakterleri) ile konuştuğumuzu. Sadece önceden yazılmış senaryolar değil, gerçekten sizinle sohbet eden, duygularınıza tepki veren karakterler…
Belki bir gün, İstanbul simülasyonu içinde geçen, karakterin gerçekten genç travesti olduğu, bizim hayatımızı, zorluklarımızı ve tabii ki eğlenceli anlarımızı yansıtan harika bir açık dünya oyunu yapılır. Cyberpunk İstanbul sokaklarında, bir elimde lazer silahım, diğer elimde kokteylimle maceralara atıldığımı hayal ediyorum da… Off, tadından yenmez!
Son Sözler: Oynayın, Eğlenin, Yaşayın!
Lafı çok uzattım galiba, çenem düştü yine. Ama ne yapayım, konu sevdiğim bir şey olunca durduramıyorum kendimi. Uzun lafın kısası dostlar; hayat çok kısa ve bazen çok yorucu. Kendinize küçük kaçış noktaları yaratmaktan korkmayın. Bu ister bir kitap olsun, ister bir film, isterse benim gibi yaramaz bir bilgisayar oyunu.
Önemli olan sizin ne hissettiğiniz, neyden keyif aldığınız. Başkalarının normlarına, kurallarına göre yaşamaktan vazgeçin. İçinizdeki o meraklı çocuğu (veya benim durumumda o meraklı kadını) asla öldürmeyin.
Ben şimdi müsaadenizle kaçıyorum, yarım kalan bir oyunum var. O inatçı elf prensesini tavlamam lazım, işim zor ama Şişli travesti Müge zoru sever!
Kendinize çok iyi bakın, hayatı çok ciddiye almayın, ve en önemlisi; her zaman renkli kalın!
Öpüldünüz kocaman!
Müge’den Not: Eğer sizin de oynadığınız, beğendiğiniz, “kız bunu kesin denemelisin” dediğiniz oyunlar varsa yorumlara yazın. Birlikte dedikodusunu yaparız, strateji geliştiririz. Hadi bekliyorum!