Basitleştirilmiş İçerikler
Herkese, gündüzü bitmek bilmeyen bir koşturmaca, gecesi ise sırlarla dolu uçsuz bucaksız bir kuyu olan bu devasa metropolden, İstanbul’un kalbinden selamlar! Bilenler bilir, bu şehir iki farklı yüzüyle yaşar. Gündüzleri vapurlara yetişmeye çalışan beyaz yakalıların, kornaya basan sabırsız taksicilerin ve simitçilerin İstanbul’u vardır. Ancak güneş batıp da Boğaz’ın o lacivert sularına şehrin sarı sokak lambaları vurduğunda, İstanbul adeta kabuk değiştirir. Kepenkler kapanır, resmiyet rafa kalkar ve şehrin asıl sahipleri, gecenin gizli kahramanları sokaklara dökülür. Peki, bu kaotik, ışıltılı ama bir o kadar da acımasız karanlığın tam ortasında İstanbul travesti hayatı nasıl şekilleniyor? Eğer siz de kulaktan dolma, sağda solda anlatılan o yapay efsanelerden sıkıldıysanız ve bu şehrin kaldırımlarında gerçekte neler yaşandığını merak ediyorsanız, doğru yerdesiniz.
Bugün sizlerle ne ansiklopedik bir bilgi paylaşacağım ne de ahlak bekçiliği yapacağım. Tamamen bu sokakların tozunu yutmuş, Harbiye’nin o dik yokuşlarında nefes nefese kalmış, Kartal sahilinde lodosu ciğerlerine çekmiş ve İstiklal Caddesi’nin o eski şaşaalı günlerine şahit olmuş bir İstanbullu olarak konuşacağım. Bu devasa ekosistemin içinde hayatta kalmaya çalışan insanların dünyasına iniyoruz. Çünkü dışarıdan bakıldığında sadece neon ışıklarından, şatafatlı peruklardan ve abartılı kahkahalardan ibaret sanılan bu dünyanın ardında, inanılmaz bir yaşam mücadelesi, kendi içinde yazılı olmayan katı kurallar ve bitmek bilmeyen bir hayata tutunma çabası var. Kahvenizi, çayınızı veya demli bir gece çayınızı elinize alın. Çünkü İstanbul’un arka sokaklarında, filtresiz, harbi ve çok uzun bir gece yürüyüşüne çıkıyoruz.
İstanbul Travesti Hayatı Avrupa Yakasında Nasıl?
Eğer bu kültürü, bu sokağın dilini gerçekten anlamak istiyorsak, hikayeye şehrin kalbinden, yani Avrupa yakasından başlamamız gerekir. Bir Avrupa yakası travesti profili ile karşılaştığınızda, o kişinin bu şehrin en hızlı, en acımasız ve en rekabetçi çarklarından birinden geçtiğini bilmeniz gerekir. Taksim, Harbiye, Kurtuluş ve Tarlabaşı dörtgeni, yıllar boyunca bu kültürün ana üssü olmuştur. Peki, bu tarihi ve yorgun sokaklarda İstanbul travesti hayatı nasıl akar?
Eskiden, yani internetin hayatımızı bu kadar esir almadığı o “eski İstanbul” gecelerinde, her şey sokağın tam ortasında yaşanırdı. Tarlabaşı Bulvarı’nda gece yarısı yanan varil ateşlerinin etrafında toplananlar, Taksim’in o arka sokaklarındaki loş kulüpler ve Harbiye’nin köşebaşları bu hayatın vitriniydi. Ancak Avrupa yakasının o dur durak bilmeyen soylulaştırma (gentrifikasyon) süreci ve bitmek bilmeyen inşaat projeleri, sokağın bu eski sakinlerini yerlerinden etti. Şimdi o eski sokak köşeleri, yerini yüksek güvenlikli, asansörlü, günlük kiralık dairelere ve rezidanslara bıraktı. Ama mekanlar değişse de o “Avrupa yakası” ruhu hiç değişmedi: Hızlı, ticari, bazen çok soğuk ama her zaman ışıltılı.
Harbiye’nin Yağmurlu Geceleri ve Sokak Raconu
Harbiye’den Pangaltı’ya doğru yürürken, o eski ve yüksek tavanlı Rum apartmanlarının arasında hissettiğiniz aura bambaşkaydı. Şimdi her şey kapalı kapılar ardında dönse de, o sokakların hala kendine has bir raconu vardır. Bir sonbahar gecesi Harbiye’de şahit olduğum bir olayı anlatayım. İnanılmaz bir sağanak yağıyordu, sığınacak bir saçak altı ararken eski bir apartmanın girişine girdim. İçeride, sırılsıklam olmuş, topuklu ayakkabılarını eline almış ve makyajı akmış bir travesti arkadaşımız oturuyordu. Beni görünce irkildi, savunmaya geçti. Çünkü o sokaklarda gece yarısı bir erkeğin yaklaşması genellikle iyi niyet barındırmaz.
“Sadece yağmurdan kaçtım, korkma” dedim ve bir sigara uzattım. Sigarayı yaktığında başlayan o muhabbet, bana bu şehrin gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi. Adı Ceylan’dı. Ceylan o gece, müşterisinin onu nasıl ıssız bir sokakta arabadan indirip kaçtığını, parasını nasıl alamadığını anlatırken bir yandan da ağlıyordu. “Bu Avrupa yakası insanı adamı diri diri yer abi,” demişti. Şişli’nin, Nişantaşı’nın o milyon dolarlık vitrinlerinin sadece iki sokak arkasında, insanların onur mücadelesi verdiği bu gerçeği görmek, istanbul travesti kültürünün o parlak dünyasının aslında ne kadar karanlık olabileceğini yüzüme vurmuştu. Harbiye acımasızdır; zayıfa yer yoktur, düşeni anında ezer geçer.
Kurtuluş ve Osmanbey’de Değişen Dinamikler
Biraz daha yukarı, Kurtuluş ve Osmanbey taraflarına çıktığımızda ise mahalle kültürünün o Avrupa yakası versiyonunu görürsünüz. Buradaki insanlar genellikle daha oturaklı, kendi müşteri kitlesi olan ve sokağın kaosundan ziyade apartman hayatının izolesine sığınmış kişilerdir. Bu bölgede oturanlar, genellikle mahallenin esnafıyla bir şekilde kaynaşmayı başarmışlardır. Sabah saat 10’da fırından yeni çıkmış sıcacık ekmeğini alan, mahalle manavıyla şakalaşan ama gece 12’den sonra o bambaşka kimliğine bürünen insanlar… Kurtuluş’un o dar ve arabaların zor geçtiği sokaklarında, kimse kimsenin ne yaptığına çok ses çıkarmaz, yeter ki mahallenin “sessizlik ve saygı” raconu bozulmasın.
Dijital Dünya ve Sanal İllüzyonlar: İnternette İstanbul Travesti Hayatı Nasıl Görünüyor?
Zaman geçti, teknoloji gelişti ve sokaklar boşaldı. Artık kimse köşebaşlarında müşteri beklemiyor, her şey tamamen akıllı telefonlarımızın o beş inçlik ekranlarına taşındı. İnternete girip küçük bir arama yaptığınızda, karşınıza binlerce istanbul travesti ilanları dökülüyor. Peki bu dijital vitrinle sokağın gerçeği birbirini tutuyor mu? Sanal alemde İstanbul travesti hayatı nasıl pazarlanıyor ve bu pazarlamanın arkasındaki gerçek ne?
Açık konuşmak gerekirse, internet dediğimiz şey devasa bir illüzyon makinesidir. Ekranda gördüğünüz o kusursuz vücutlar, pürüzsüz ciltler, “Türkiye’nin en iyisi”, “Vip İtalyan modeli” gibi aşırı abartılı ve iddialı sözler, maalesef sokağın gerçeğiyle nadiren örtüşür. İnternet dünyası, herkese olmak istediği, hayalini kurduğu karakteri yaratma şansı verir. Hele ki gece hayatının bu gizli alanında, o sahte vitrinler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla sonuçlanır.
İlanlardaki Kusursuzluk ve Kapıdaki Gerçeklik
Liseden bir arkadaşım olan Mert’in yaşadığı trajikomik bir hikaye, bu dijital uçurumu mükemmel özetler. Mert, internetteki istanbul travesti profilleri arasında gezinirken, Şişli merkezde oturduğunu iddia eden, sarışın, 1.80 boylarında ve inanılmaz profesyonel fotoğrafları olan bir ilana denk geliyor. Fotoğraflar sanki bir moda dergisinden fırlamış gibi. Mert hemen arıyor, kibar bir ses ona adresi veriyor. Bizimki en güzel gömleğini giyip, parfüm banyosu yaparak o adrese gidiyor.
Verilen adres, Şişli’nin arka sokaklarında, rutubet kokan, merdivenleri tahta eski bir apartman. Mert kapıyı çalıyor. Kapıyı açan kişi, o internetteki uzun boylu, kusursuz sarışınla uzaktan yakından alakası olmayan, son derece sempatik, hafif balık etli, üzerinde eşofmanları olan ve elinde çay bardağı tutan bir ablamız çıkıyor. Mert kapıda dona kalıyor. Ne diyeceğini bilemeden “Ben galiba yanlış kata çıktım, ben Eda hanımı arıyordum” diyor. İçerideki ablamız basıyor kahkahayı: “Eda benim canım! E fotoğraflar biraz eski tabii, sen geç içeri üşüme kapıda!”
Mert o utançla içeri giriyor. İşin komik ve güzel tarafı şu: Hiçbir şey yaşanmıyor ama ablamız o kadar harbi, o kadar tatlı dilli çıkıyor ki, Mert’e çay demliyor, televizyondaki evlilik programını beraber izliyorlar. Mert bana bu olayı “Oğlum hayatımda bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum, kadın tek kişilik stand-up şov yaptı” diye anlatmıştı. İnternetteki o yapay istanbul travesti ilan dünyasının, sokağın o sert ama inanılmaz samimi gerçeğine toslaması ve ortaya sıcacık bir insan hikayesi çıkması… İşte İstanbul’un gece hayatı tam olarak budur.
Kapora Tuzakları ve Dolandırıcıların Yeni Yüzü
Ancak dijital dünyanın bir de çok karanlık ve sinir bozucu bir yüzü var: Kapora dolandırıcıları. Genel bir travesti istanbul araması yaptığınızda, özellikle konum olarak lüks semtleri işaretleyen ama aslında İstanbul sınırlarında bile yaşamayan devasa bir şebekeyle karşılaşırsınız. Bu kişilerin sistemi çok nettir. İlanı ararsınız, son derece nazik ve profesyonel bir ses tonu size “Canım şu an içeride müşterim var, kapıda da bekleyen var. Yerini ayırtmak istiyorsan bana önden 1000 TL kapora gönder, konumu atayım” der.
O parayı gönderdiğiniz saniye numaranız engellenir ve siz İstanbul’un karanlık bir sokağında, elinizde telefonla kalakalırsınız. İstanbul sokaklarının yazılı olmayan çok net bir kuralı vardır: Malı, mekanı ve insanı gözünle görmeden, karşılıklı o enerjiyi almadan asla para transferi yapılmaz. Gerçekten bu işi yapan hiçbir profesyonel, sizi yüz yüze tartmadan sizden para istemez. Çünkü o da kendi güvenliğini sağlamak zorundadır.
Köprünün Diğer Tarafı: Anadolu Yakasında İstanbul Travesti Hayatı Nasıl Şekilleniyor?
Gelelim köprünün karşı tarafına, denizin daha farklı koktuğu, lodosun daha sert estiği, mahalle kültürünün hala direndiği o geniş topraklara. Bir anadolu yakası travesti profili ile Avrupa yakası profili arasında inanın bana dağlar kadar fark vardır. Avrupa yakasının o hızlı, ticari, soğuk ve kaotik ortamı, Boğaz’ı geçtiğiniz an yerini çok daha “mahalleli”, daha mütevazı ve daha korumacı bir yapıya bırakır. Peki, Kadıköy’den Kartal’a, Pendik’ten Maltepe’ye uzanan bu uzun şeritte İstanbul travesti hayatı nasıl yaşanır?
Anadolu yakasında hayat daha yavaş akar. Buradaki insanlar genellikle Avrupa yakasının o yorucu ve tehlikeli rekabetinden bıkmış, kendilerine daha sakin, daha düzenli bir hayat kurmak isteyenlerdir. Lüks rezidansların yerini, balkonunda çamaşır kuruyan eski Kartal apartmanları, Kadıköy’ün o sessiz ara sokakları alır. Müşteri profili de değişir; beyaz yakalıdan ziyade semtin yerlisi, mahallenin gençleri veya gece mesaisinden dönen esnaftır kapıyı çalan.
Kartal ve Pendik Sahillerinde Lodoslu Geceler ve Mahalle Kardeşliği
Kartal, bu kültürün Anadolu yakasındaki en önemli kalelerinden biridir. Eski tren yolu boyu, minibüs caddesi ve sahil şeridi, gece geç saatlerde bambaşka hikayelere ev sahipliği yapar. Burada insanlar sokakta birbirini tanır. Rahmanlar (Yalı Mahallesi) tarafında yaşanan bir olay, bu mahalle kültürünü o kadar güzel özetler ki…
Bizim mahalle gençlerinin sürekli takıldığı, gece 3’e 4’e kadar açık olan eski bir tekel bayisi vardır. Tekelci Hasan Abi, o sokağın adeta muhtarı, babası gibidir. Bir gece yarısı, o mahallede yaşadığını bildiğimiz bir travesti ablamız, makyajsız, üstünde polar pijamaları ve ayağında terlikleriyle sadece sigara almaya indi. O sırada dükkanda, alkolü fazla kaçırmış ve o semtin yabancısı olduğu her halinden belli olan küstah bir adam vardı. Adam, ablamızı görünce laf atmaya, densizlik yapmaya kalktı.
Ablamız sessiz kalıp başını öne eğerken, bizim Hasan Abi tezgahın arkasından bir kükredi: “Hooop! Ne oluyor bilader? Burası dağ başı mı, bizim sokağın insanına, bacımıza laf atıyorsun?” Adam ne olduğunu anlayamadan, kapıda bekleyen biz mahalle gençleri içeri daldık ve adamı yaka paça dükkandan dışarı çıkardık. O an o ablamızın gözlerinin dolmasını, “Allah razı olsun” derkenki o minnetini unutamam. Hasan Abi ona bir çikolata ikram edip “Sen bu mahallenin kızısın, burada kimse sana yanlış yapamaz” demişti. İşte Anadolu yakası budur. Kimliğiniz ne olursa olsun, bir kez o mahallenin, o sokağın bir parçası kabul edildiyseniz, o sokak sizi sonuna kadar korur.
Sağlıklı Bir İstanbul Travesti İletişim Sürecinin Altın Anahtarları
Bu mahalle kültürü, iletişimin doğasını da tamamen değiştirir. Avrupa yakasında “Ben parayı veririm, hizmeti alırım” şeklindeki o soğuk ticari yaklaşım, Anadolu yakasında yerini “harbilik ve saygı” kurallarına bırakır. Başarılı ve sorunsuz bir istanbul travesti iletişim süreci istiyorsanız, sokağın bu yazılı olmayan raconlarına uymak zorundasınız.
Telefonda veya kapıda kurduğunuz ilk temas her şeydir. Lakayıt bir tavırla, küfürlü veya aşırı “laubali” konuşmak, bu taraflarda her zaman ters teper. “Naber canım, geliyorum hemen aç kapıyı” tarzı bir yaklaşım, sokağın o görünmez duvarına çarpar. Saygılı, net ve karşınızdakinin de bir insan olduğunu, kendi evi ve kuralları olduğunu bilerek kurulan her iletişim, gecenin sonunda size güvenli ve keyifli bir anı olarak geri döner. Apartman içinde sessiz olmak, gece yarısı mahallenin huzurunu kaçırmamak ve kapıdan çıkarken efendice veda etmek, sizi bir sonraki gelişinizde “müşteri” statüsünden “misafir” statüsüne yükseltir.
Gece Yarısı Çorbacıları, Taksi Durakları ve Hayata Tutunmak
Görüşmeler biter, kapılar kapanır, ilan sayfaları yenilenir. Saat sabahın dördünü vururken İstanbul hala uyumaz. Peki bu saatlerde o kapıların ardındaki insanlar ne yapar? İşin o karanlık, bazen eğlenceli bazen de tehlikeli kısımlarını anlattık ama bu insanların normal hayatlarına, o insani anlarına da değinmek gerekir.
İstanbul gecelerinin en büyük sırdaşları sarı taksiler ve sabaha kadar açık olan o meşhur işkembecilerdir. Mesaisi biten, gecenin yorgunluğunu üzerinden atmak isteyen bu insanlar için hayat, aslında o çorbacının masasında, bol sarımsaklı ve sirkeli bir tas sıcak çorbayla başlar. Eğer bu şehri gerçekten tanımak istiyorsanız, sabahın köründe Harbiye’deki veya Kartal merkezdeki o çorbacılara gitmeniz gerekir.
Çorbacı Masalarındaki Filtresiz Sohbetler
O çorbacılarda kimler yoktur ki? Gece kulübünden çıkan gençler, nöbetten dönen hemşireler, direksiyon sallamaktan gözleri kanlanmış taksiciler ve köşedeki masada, şatafatlı makyajları biraz akmış, peruklarını ellerine almış, sadece huzurlu bir şeyler yiyip günün dedikodusunu yapan o gizli kahramanlar… Orası adeta Birleşmiş Milletler meclisi gibidir. Kimse kimseyi yargılamaz.
Bazen, çok iyi bir muhabbet tutturduğunuz biriyle görüşmeden çıktıktan sonra “Hadi gel beraber bir çorba içelim” demek, bu kültürdeki en asil hareketlerden biridir. O masada, sadece işten, paradan veya cinsellikten konuşulmaz. Ev sahibinin insafsız zammından, artan doğalgaz faturalarından, memleketteki ailenin durumundan veya sokağın köşesindeki kediye kimin mama alacağından bahsedilir. O an fark edersiniz ki, toplumun en uç köşesine itilmiş, ötekileştirilmiş bu insanların dertleri, aslında metrobüste yan yana durduğunuz sıradan bir vatandaşın dertlerinden hiç de farklı değildir.
Taksicilerin Görünmez Koruma Kalkanı
Bir diğer önemli unsur ise ulaşımdır. Gece saatlerinde sokaklar tekin değildir. Bu yüzden birçok kişi, güvendiği, sokağın nabzını tutan sabit taksicilerle çalışır. Taksici, sadece bir şoför değil, aynı zamanda bir koruma, bir dert ortağıdır. Pendik-Kadıköy hattında çalışan gece minibüsçüsü bir abimizin anlattığı hikaye hala kulaklarımdadır. Peşindeki belalı bir adamdan kaçan travesti ablamızı minibüse alıp, kapıları kilitleyerek adamı atlatmış, üstelik ablamızı bedavaya sokağının başına kadar bırakmıştı. “Bu gece siftah bizden olsun ablam, hadi Allah’a emanet” diyerek geri çevirdiği o para, aslında İstanbul’un o gizli kalan devasa vicdanının bir kanıtıdır.
Sözü toparlamak ve bu uzun gece yürüyüşünü sonlandırmak gerekirse dostlar; bu koca metropolde, lodosun, poyrazın ve egzoz dumanının birbirine karıştığı bu sokaklarda hayat herkes için zordur. Ama bazıları için, sırf kendi kimliklerini yaşayabilmek adına bu zorluk katbekat fazladır. İnternetteki o pırıl pırıl, sahte ilan vitrinlerinin ardında; kapı aralığında çay demleyen Eda ablalar, sokak köpeklerini besleyen Ceylanlar ve tekel bayisinde mahallenin koruması altına alınan sessiz sakin insanlar yatar.
Eğer bir gün yolunuz İstanbul’un bu gizli kalmış, karanlık ama bir o kadar da sahici sokaklarına düşerse, insanlara sadece dış görünüşleriyle, meslekleriyle veya internetteki o sahte profilleriyle bakmamayı öğrenin. Sokağın dili serttir, adaleti keskindir ama bir o kadar da dürüsttür. Kapora dolandırıcılarına kanmadan mantığınızı devrede tuttuğunuz, girdiğiniz o mahrem alanlarda saygıyı elden bırakmadığınız ve en önemlisi “empati” duygusunu cebinizde taşıdığınız sürece, İstanbul size her zaman kendi harbi yüzünü gösterecektir. Şehrin hangi yakasında olursanız olun, insan kalabildiğiniz, kimseyi yargılamadan sadece anı yaşadığınız, bol kahkahalı ve güvenli geceler dilerim. Sağlıcakla kalın, İstanbul’un o bitmek bilmeyen rüzgarıyla kalın.